Kayıtlar

Dünyamdan Bir Ses

Resim
Bazen kendimi anlatacak kelime bulamıyorum. Oysa içimde durmadan konuşan bir ses var. Susmuyor. Gece herkes uyuduğunda bile ayakta. Asıl yorgunluk da burada başlıyor: İnsan başkalarına değil, kendi içine yetişemediğinde yoruluyor. Kalabalıkların içinde yürürken içimde yalnız bir çocuk taşıyorum. Kimse fark etmiyor. Gülümsediğimde iyi olduğumu sanıyorlar, sustuğumda geçtiğini. Oysa bazı duygular geçmez; sadece şekil değiştirir. İçimize çekilir, sessizleşir, ama orada kalır. İç dünyamda en çok şu soru yankılanıyor: “Ben gerçekten anlaşılmak mı istiyorum, yoksa sadece görülmek mi?” Bazen ikisi arasındaki farkı ben bile ayırt edemiyorum. Çünkü insan, anlaşılmadığını hissettiğinde görünmez olur. Kendimle yaptığım konuşmaların çoğu yarım kalıyor. Çünkü bazı cevaplar cesaret istiyor. İnsan kendi gerçeğine dokunduğunda canı acıyor. Ama yine de o acıyı seviyorum. Çünkü hissettiğimi bana hatırlatıyor. Çelişkilerim var. Hem güçlü görünmek istiyorum hem de birinin “yoruldun” demesine ihtiyaç d...

Bugün Kendimle Konuşmaya Karar Verdım

Resim
 Bazı günler insanın içi sessiz olur ama huzurlu değildir. Bugün öyle bir gündü. Ne anlatacak bir hikâyem vardı ne de paylaşacak bir mutluluğum. Sadece içimde, susarak çoğalan bir ağırlık. İnsan her zaman başkalarına konuşmaz. Bazen en uzun konuşmalar, kimsenin duymadığı yerlerde yapılır. Cümleler ağızdan çıkmaz, düşünce olarak dolaşır, sonra bir noktada yorulur ve bir yer arar. Ben bugün o yeri burada buldum. Bu yazı bir açıklama değil. Bir “neden” de sunmuyor. Sadece içimde birikenlerin, taşmadan önce aldığı son hâl. Herkes güçlü görünmenin bir yolunu öğreniyor. Gülmeyi, geçiştirmeyi, “iyiyim” demeyi. Ama kimse, güçlü olmanın bazen hiçbir şey yapmamakla ilgili olduğunu söylemiyor. Susmakla. Geri çekilmekle. Kendi içine bakabilmekle. İç dünya diye bir yer var. Ne tam karanlık ne de aydınlık. İnsan orada ne kadar kaldığını fark etmiyor. Zaman orada farklı akıyor. Bazı duygular eskimiyor, bazılarıysa hiç doğmamış gibi kayboluyor. Buraya yazdıklarım bir çözüm arayışı de...

Dişil Dürtüler

Resim
 Bazen içimde bir şey kıpırdıyor. Adını koymak istemiyorum. Çünkü isim verdiğim anda, başkalarının tanımlarına karışacak gibi. Dişil dediğim şey; zayıflık değil, kararsızlık hiç değil. Daha çok hissetme hâli. Bir durumu anlamadan önce sezme, bir cümle kurulmadan önce susma isteği. Bende bu dürtüler çoğu zaman geceleri ortaya çıkıyor. Gündüzleri bastırılan, ötelenen, “sonra bakarız” denilen ne varsa karanlıkta kendine yer buluyor. O anlarda güçlü görünmek istemiyorum. Haklı çıkmak, dik durmak, açıklamak da istemiyorum. Sadece olduğum gibi kalmak. Toplum bazı hisleri erkenden öğretiyor insana. Hangisinin kabul edilir, hangisinin gizlenmesi gerektiğini. Ben uzun süre dinledim bunu. Ama içimdeki ses, dinlemeyi bıraktığımda daha net konuştu. Bu dürtüler beni daha az “erkek” yapmıyor. Daha çok “ben” yapıyor. Yumuşak olduğum yerler var. Kırıldığım, çekildiğim, sustuğum. Ve bunların hepsi bana ait. Burada yazmamın sebebi de bu zaten. Bir tarafımı savunmak değil. Bir...

Bu Bir İç Konuşma

Resim
 Neden Monolog? Çünkü bazı cümleler muhatap istemez. Anlatılmak için değil, duyulmak için doğar. Monolog, insanın kendine geç kalmış cevaplarıdır. Soruların kalabalıkta boğulmadığı tek yer. Kimseye Anlatamadıklarım İnsan her şeyi anlatamaz. Bazı duygular var, kelimeye dökülünce hafiflemiyor; aksine daha da ağırlaşıyor. Bazen güçlü görünürken kırılgan, bazen erkeksi dururken dişil, bazen emin konuşurken kararsız hissediyorum. Bunları anlatacak doğru an, doğru insan, doğru dil yoktu. O yüzden buradalar. Bu yazılar bir itiraf değil. Sadece saklanmamış hâlim. Burada bir şeyleri ispat etmeye çalışmıyorum. Haklı çıkmaya da. Sadece içimde biriken sesleri, sırasını beklemeden yazıyorum. Monolog, susmanın yazıya dönüşmüş hâlidir. Bu Bir Blog Değil, Bir İç Konuşma “Bazen en kalabalık anlar, en yalnız hissettiklerimizdir.” Burada öğüt yok. Çözüm yok. “Şöyle yaparsan düzelir” cümleleri hiç yok. Burası bir blog gibi görünse de aslında bir iç konuşma. Yüksek sesle yapılmış, ama k...