Dünyamdan Bir Ses
Bazen kendimi anlatacak kelime bulamıyorum. Oysa içimde durmadan konuşan bir ses var. Susmuyor. Gece herkes uyuduğunda bile ayakta. Asıl yorgunluk da burada başlıyor: İnsan başkalarına değil, kendi içine yetişemediğinde yoruluyor.
Kalabalıkların içinde yürürken içimde yalnız bir çocuk taşıyorum. Kimse fark etmiyor. Gülümsediğimde iyi olduğumu sanıyorlar, sustuğumda geçtiğini. Oysa bazı duygular geçmez; sadece şekil değiştirir. İçimize çekilir, sessizleşir, ama orada kalır.
İç dünyamda en çok şu soru yankılanıyor: “Ben gerçekten anlaşılmak mı istiyorum, yoksa sadece görülmek mi?” Bazen ikisi arasındaki farkı ben bile ayırt edemiyorum. Çünkü insan, anlaşılmadığını hissettiğinde görünmez olur.
Kendimle yaptığım konuşmaların çoğu yarım kalıyor. Çünkü bazı cevaplar cesaret istiyor. İnsan kendi gerçeğine dokunduğunda canı acıyor. Ama yine de o acıyı seviyorum. Çünkü hissettiğimi bana hatırlatıyor.
Çelişkilerim var. Hem güçlü görünmek istiyorum hem de birinin “yoruldun” demesine ihtiyaç duyuyorum. Hem özgür olmak istiyorum hem de bir yere ait hissetmek. Bu çelişkiler beni bölmüyor; beni insan yapıyor.
İç dünyam bazen çok sessiz. O sessizlikte geçmişin izleri dolaşıyor. Söylenmemiş cümleler, yarım kalan vedalar, içimde tuttuğum duygular… Hepsi aynı masada oturuyor. Ben de karşılarına geçip dinliyorum.
Bu yazı bir çözüm değil. Bir yol da göstermiyor. Sadece içimden dökülen bir monolog. Çünkü bazı duygular anlatılmak için değil, paylaşılmak için var.
Ve bugün kendime şunu söylüyorum:
Güçlü olmak, hiç kırılmamak değildir. Güçlü olmak, kırıldığını inkâr etmemektir.
— İç dünyamdan, kalbime yazılmış bir not

Yorumlar
Yorum Gönder